İngilizce’yi ‘anlıyorum ama konuşamıyorum’ diyenlere öneriler – Haberler



Günümüz şartlarında yabancı dil bilmek artık olmazsa olmazlar arasında yer alıyor. İkinci bir dil hem kişisel hem de mesleki anlamda oldukça önemlidir. Ancak dil öğrenme konusunda ülkemizde sıkça gördüğümüz bir problem var ki; o da anlayıp ama konuşamamak. Peki, İngilizce’yi en etkili şekilde nasıl öğreniriz? Hem anlayıp hem nasıl konuşabiliriz? İngilizce öğrenmenin yaşı var mıdır? Mesleki İngilizcenin önemi nedir? Yabancı dil öğrenmek için yurt dışına çıkmak şart mı? Yabancı dil öğrenmeyi kolaylaştıran yöntemler nelerdir? gibi en çok merak edilen bu soruları Yeditepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi İngilizce Öğretmenliği Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Evrim Eveyik Aydın ve Yeditepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi İngilizce Öğretmenliği Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Zeynep Koçoğlu’na sorduk.

Yabancı dil öğrenmenin önemi nedir? Çağımızda yabancı dil neden gereklidir?

Yabancı dil öğrenmek tüm dönemlerde farklı nedenlerden dolayı hep önemli olmuştur. Örneğin, 1940’lı yıllara kadar yabancı dil öğreniminin amacı, ancak yazılı klasik eserlerin okunup çözümlenmesi ile erişilebilecek entellektüel gelişim olarak algılanmıştır. Sonraki yıllarda ise, Avrupalılar arasındaki iletişimin, seyahatin artmasıyla yabancı dilde sözlü ifade becerileri önem kazanmıştır. Ve günümüze kadar yabancı dil öğrenimi, çeşitli ticari, askeri, siyasi ve teknolojik gelişmelere bağlı olarak giderek önem kazanmış; dil becerilerine ilişkin toplumun değişen ihtiyaçlarını karşılamak üzere de çeşitli yabancı dil öğretim yöntemleri geliştirilmiştir.

Bugüne geldiğimizde, artık yabancı dil, özellikle İngilizce öğrenimi, seyahat ettiğimiz yabancı bir ülkede sorunsuzca iletişim kurabilmenin çok çok ötesinde bir öneme sahiptir. İkinci dünya savaşından sonra ABD’nin, gelecek vaat eden bilim dallarında yapılacak araştırmalara büyük bütçeler ayırıp, bu araştırmaların yayımlandığı geniş veri tabanları oluşturması ve bu bilim dallarının geliştirildiği üniversitelerin eğitim için tercih edilir hale gelmesiyle, İngilizce akademik dil olarak da önem kazanmıştır. Bugün, bilginin en fazla üretildiği ve en hızlı yayıldığı dil İngilizcedir. Haliyle mesleğiniz ne olursa olsun, başarınız, bu dile hâkimiyetinize bağlıdır. Her şeyin hızla değiştiği, ilerlediği, toplumların uluslararasılaştığı, rekabet dolu bir çağda, birilerinin size bu bilgileri tercüme etmesini beklemek, sizi çağın gerisinde bırakacaktır.

Yabancı dil öğrenmenin yaşı var mı?

Yabancı dil öğrenmeye erken yaşlarda başlamak gerekir. Çünkü bu dönemlerde çocuklar, yeterli düzeyde dile maruz kaldıklarında, iki, üç, hatta daha fazla dili edinebilmektedir. Bilimsel çalışmalar, erken yaşta ikinci ya da yabancı bir dili öğrenmenin çocuğa, bilgiyi kavrama, işleme ve kullanmada bilişsel esneklik kazandırdığını; üstdilsel farkındalıklarını artırdığını, problem-çözme becerilerini geliştirdiğini ve bu kazanımların hayat boyu sürdüğünü ortaya koymuştur. Bunun yanında erken yaşta dil öğrenimi, çocuğun bireysel ve sosyal gelişimini de olumlu yönde etkilemekte, hatta akademik başarısı artırabilmektedir.

Ancak bu, ilerleyen yaşlarda yabancı bir dilin öğrenilemeyeceği anlamına gelmemektedir. Bazı araştırmalar yaşla birlikte bilişsel ve üstdilsel becerilerin arttığını, böylece semantik ilişkileri anlama ve dilbilgisi becerilerinin geliştiğini ve yetişkinlerin özellikle sözcüksel ve sözdizimi alanlarında çocuklara göre daha başarılı olabileceğini göstermiştir. Bütün bunların yanında, dil öğrenmek için kişisel amacımız ve motivasyonumuz, dil öğrenmeye ve öğrenilen dile karşı tutumumuz, çabamız, kaygı düzeyimiz, öğrenme stilimiz ve ortamımız, kullanılan yöntem ve hatta hazır bulunuşluk seviyemiz de başarılı dil öğreniminde belirleyici faktörlerdir. Bu açıdan yabancı dil öğrenme, aslında karmaşık ve çok değişkenli bir süreçtir.

Dil öğreniminde, öğrenimi daha kolay ya da zor diye sınıflandırabileceğimiz diller var mı?

Ana dilimizden çok farklı yapıda olan diller ya da orthographic özellikleri açısından farklı olan dillerin öğrenimi daha fazla çaba gerektirebilir.

Mesleki İngilizce’nin önemi nedir?

Yabancı dil olarak İngilizceyi düşündüğümüzde genelde “Özel Amaçlı İngilizce” ve “genel İngilizce” olarak ikiye ayrıldığını görürüz. Özel amaçlı İngilizce ise akademik amaçlar için İngilizce ve mesleki İngilizce olarak iki temel gruba ayrılmıştır. Burada sormamız gereken soru neden İngilizce öğrenmek istiyorsunuz sorusudur. Çünkü vereceğiniz cevap aslında dil kullanımına yönelik seçiminizi de belirlemektedir. Yani öğrenenin dil öğrenme ihtiyacı önemlidir. Bu ihtiyaç, dil öğrenme içeriğini ve metotlarını belirler. Mesleki İngilizce kendine özgüdür ve profesyonel gelişimimiz açısından çok önemlidir. Çünkü bir mesleğin kendine özgü dilini, terimlerini bilmek, o disiplindeki gelişmeleri takip edebilmemizi sağlar; bu da kariyerimizi olumlu etkiler.

İngilizce öğreniminde en çok zorlanılan alanlar hangileridir? Nasıl aşılabilir?

İngilizcenin düzensiz kurallarının oluşu, opak bir dil oluşundan kaynaklı yani bire bir ses-harf örtüşmesinin olmaması, vurgu, tonlama gibi prosodik özellikleri ve deyimsel kullanımları öğrenenler için çeşitli düzeylerde zorluklara neden olabilir. Ancak, dile düzenli maruz kalarak, bol bol pratik yaparak ve de doğru öğretim yöntemleri ile öğrenenlerin üstdilsel farkındalıklarını artırarak bu zorluklar aşılabilir.

Yabancı dil öğrenenler arasında “Anlıyorum ama konuşamıyorum”, “Konuşabiliyorum ama yazamıyorum” gibi ifadeler yaygın. Bunlar neden kaynaklanıyor ve nasıl çözülür?

Dinleme ve okuma ‘alıcı’, konuşma ve yazma ise ‘üretici’ dil becerileridir. Bir dili konuşarak ve yazarak yani o dilde aktif olarak üretime başlamadan evvel, anlamanın gelişmesi çok doğaldır ve gereklidir. Örneğin, çocuklar ikinci bir dili öğrenirken, öğrenmenin ilk evrelerinde, sessiz kalabilirler. ‘Sessiz dönem’ dediğimiz bu evrede onları konuşmaya zorlamak doğru değildir. Çünkü o dönemde dili anlamaya çalışarak aslında öğrenmektedirler.

Ayrıca yazma, konuşma, dinleme ve okuma, doğası son derece karışık bilişsel becerilerdir. Bu becerilerin hepsi, okuma, yazma, dinleme ve konuşma amacımıza göre farklı bilişsel stratejilerin (ya da zihinsel taktiklerin),etkili, yani hızlı ve otomatik, kullanımını gerektirmektedir. Örneğin, akıcı okuma ve okuduğunu anlama, okuyucunun konuyla ilgili önbilgilerini metinden edindiği bilgilerle birleştirerek, zihninde temsili bir anlam oluşturduğu; metinle etkileşim içinde olduğu bir süreçtir. Bu süreç, okuyucunun sembolleri, kelimeleri hızlı ve seri bir şekilde tanıyıp adlandırabilmeleri, fonolojik ve morfem farkındalıkları, bilgiyi kısa süreli hafızalarında tutma becerileri, sözcük dağarcığı ve işlemleme hızı (yani bilgiyi algılama ve buna yanıt verme süresi) gibi bilişsel ve dilbilimsel faktörlerden de etkilenmektedir. Ayrıca, okuyucu neyi neden okuduğunu bilmeli; amacını belirleyebilmek, okuduğunu anlayıp anlamadığını kontrol edebilmek, süreci değerlendirebilmek için üstbilişsel stratejileri kullanabilmelidir.

Bu nedenle doğru yöntem ve teknikler ile mutlaka okuma, yazma, dinleme ve konuşma becerileri ve stratejileri öğretilmeli, egzersizler yapılmalıdır. Özellikle okumanın önemi büyüktür. Yazabilmek için de bol bol okuma yapmak gerekir. Düzenli ve bağımsız okuma pratikleri, yazma becerilerimizi, dilbilgisi kullanımı, fikirlerin düzgün ve akıcı ifadesi ve text organizasyonu bakımından da olumlu bir şekilde etkileyecektir.

Yabancı dil öğreniminde Türk veya yabancı öğretmen olması fark yaratır mı?

Her iki öğretmenin de öğrenciye sağladığı avantajlar vardır. Yabancı öğretmen, dilin nerede, ne zaman, kiminle, nasıl kullanılacağı ve aksan konusunda güzel bir rol model olacaktır. Türk öğretmen ise çoğunlukla İngilizce’yi yabancı dil olarak öğrendiği için, öğrencilerin dil öğrenme sürecinde nerelerde zorlanacağı ve bu zorlukların nasıl üstesinden gelineceğini bilecektir ve iki dili kıyaslayarak öğrenciye üstdilsel farkındalık ve farklı bakış açısı sağlayacaktır.

Yabancı dil öğrenmek için mutlaka yurt dışına çıkmak, bir süre orada yaşamak gerekir deniyor. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bir dili öğrenmek, aynı zamanda o dilin kültürünü de öğrenmek anlamına gelir. Bu nedenle, bir dilin anadili olarak konuşulduğu ortamlarda bulunmak, kültürlerarası ve iletişimsel yetinin gelişimi açısından önemlidir. Günümüzde, kendi kurumumuz dâhil pek çok üniversite öğrencileri Erasmus kapsamında yurtdışına göndermektedir. Öğrencilerin mümkünse bu imkânlardan yararlanarak, kısa bir süre bile olsa, o dilin nasıl yaşandığını deneyimlemesi, her şekilde onlara faydalı olacaktır.

Yabancı dil öğrenmeyi kolaylaştıran yöntemler nelerdir? Bu konuda önerilerinizi bizimle paylaşır mısınız?

Dil, en önemli iletişim ve etkileşim aracıdır. İletişim ve etkileşim, hem bir dili öğretirken kullanabileceğimiz en etkili araç, hem de hedefimizdir. Bu nedenle yabancı dilin en iyi ve hızlı bir şekilde öğrenilebilmesi için, o dilin sık sık kullanılması gerekmektedir. Dil öğrenenler mutlaka sık sık tekrar yapmalı, kelime bilgilerini, okuma ve anlama becerilerini geliştirmek için o dilde bol bol kitap okumalı, dili sürekli kullanmak için her türlü fırsatı değerlendirip yeni fırsatlar yaratmalı, örneğin sevilen dizi ve filmleri orjinal dilinde dinlemeyi tercih etmelidir.

Özellikle, Türkiye’de yabancı dil kullanımı daha çok sınıf ortamında gerçekleşmekte ve günlük yaşantıda bu dile yeterli düzeyde maruz kalınamamaktadır. Öte yandan da, artık internet sayesinde otantik textlere ve videolara erişememek gibi bir şey de söz konusu değildir. O nedenle sınıf dışında da bol bol bu aktivitelerin yapılması son derece önemlidir.

Ayrıca, sınıf içinde de öğretmene büyük bir görev düşmektedir. Öğretmen, bilgiyi aktaran değil, öğrenmeyi öğreten bir rehber olmalıdır. Öğrenme stratejilerini öğreterek, bağımsız öğrenenler yetiştirmelidir. Yine, sınıf içinde yapılan aktiviteler, öğrencinin gerçek hayatla ilişkilendirebileceği, anlamlı ve birbirleriyle dili kullanarak, iletişim kurarak tamamlayacakları görev odaklı aktiviteler olmalıdır.

Yaşlara göre öğrenme biçimleri değişir mi? Değişiyorsa, en kolay öğrenme için hangi yaş aralıklarında, hangi yöntemler kullanılabilir?

Dil öğretiminde başarı, yaşa ve öğrenenin bilişsel gelişimine uygun anlamlı öğretim yöntem ve yaklaşımlarının kullanılmasına ve öğrenmeyi destekleyici ortamların oluşturulabilmesine bağlıdır. Örneğin, soyut düşünme yetisinin henüz tam olarak gelişmediği erken çocukluk döneminde (3-8 yaş),çocuklara somut örnekler verilmeli; hisleriyle keşifler yapabilecekleri, deneyimleyerek öğrenebilecekleri etkinlikler sunulmalıdır.

O yaşlarda çocuklar oldukça meraklı, enerjik ve hareketlidirler. Bu nedenle etkinlikler kısa tutulmalı, çeşit bakımından zengin, ayrıca iletişime dayalı olmalıdır. Çocuklar oyunlar vasıtasıyla dünyayı anlamlaştırırlar. Bu nedenle oyunlar, onlar için en anlamlı etkinliklerdir. Sınıfta ayrıca öykü okuma, canlandırma, rol-oynama, drama gibi etkinlikler ile şarkılar ve tekerlemeler kullanılmalıdır. Bu dönemde çocukların dilbilim kurallarını anlamaları kesinlikle beklenmemelidir.

Soyut kavramlar 10 yaşından itibaren verilmelidir. Çocuğun, bir yabancı dil öğrenen olarak farkındalığının arttığı ve dünyada olup bitenle daha çok ilgilenmeye başladığı ergenlik dönemlerinde ise iletişimsel bir yaklaşımla form ve anlam odaklı aktiviteler, dili kullanarak ve akranları ile etkileşerek tamamlayabileceği görev-odaklı etkinlikler, üstdilsel farkındalığını artıracak çalışmalar sınıf içinde yapılmalı, dilbilgisi kurallarını çocuklarının kendi keşfetmeleri sağlanmalıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir